Basında 30 Yıllık Yolculuk: Gazetecilikten YorumculuğaUzanan Bir Kariyer

Spor sektörüne girme sürecinizi anlatabilir misiniz? Ben direkt spor sektörüne girmedim. Önce basın sektörüne girdim. Çünkü daha üniversitede okuyordum ve bir yandan da çalışmak istiyordum. Milliyet Gazetesi’nde bir iş buldum, çevirmen olarak. Milliyet Gazetesi’ne çeviriler yapmaya başladım. Üniversitem de oraya yakındı. İstanbul Üniversitesi’nde okuyordum, Uluslararası İlişkiler bölümü. Okuldan çıkıp Kapalıçarşı’nın içinden trenle Florya’ya gidiyordum. O dönem Florya’da oturuyorduk. Milliyet Bab-ı Ali caddesinin üzerindeydi ve benim için çok pratik oldu. Haftanın bazı günleri gazeteye gidiyordum, çeviriler yapıyordum. Sonrasında işi sevdim. Çevirmenlik, muhabirlik derken içeride daha çok vakit geçirmeye başladım. O sırada Sabah Gazetesi’nden bir pozisyon teklifi geldi. Arkadaşlarım ve kardeşim orada çalışıyordu. Ben de Sabah Gazetesi’ne geçtim ve dergi gruplarında çalışmaya başladım. Spor yazmaya başlamadan önce sanıyorum en az 10 sene boyunca basının mutfağında, arka planında birçok iş yaptım. Ama bu süreçte de spora her zaman hobi olarak meraklıydım. Hobi olarak spor çevirileri yapıyordum, hobi olarak maçlara gidiyordum. Sonrasında gazeteciliği bırakmaya karar verdim. O dönemde Radikal Gazetesi’ne geçen arkadaşlarım bana spor yazarlığı teklifi sundu. Böylece spor yazarlığına geçmiş oldum. Hangi noktada tanındığınızı ve saygı duyulan bir konumda olduğunuzu fark ettiniz? İnanır mısın, ben tanındığımı hâlâ fark etmiş değilim! Arkadaşlarımın çoğu kadın ve ben hep Dr. Jekyll ve Mr. Hyde gibi iki farklı hayat yaşadım. Gündüz arkadaşlarımla vakit geçirirken onlar beni tanımaz, ne iş yaptığımı bilmezdi. Erkekler ise beni tanıyordu ama onlarla da mesai dışında pek görüşmüyordum. Bu yüzden bir kopukluk oldu diyebilirim. Ama bazen şaşırıyorum. Son zamanlarda özellikle dikkatimi çekiyor. Eskiden bizim programlarımızı izleyen çocuklar büyümüş, şimdi kafelerde çalışıyorlar. Bir kafeye gittiğimde “Biz sizin programlarınızla büyüdük” diyorlar. Bana göre koca adam olmuşlar! Spor medyasında doksanların başından beri varım. Bence saygınlık, süreklilikle birlikte geliyor. Futbolcu olarak yeni tanınan insanların futbolu bırakmasına da şahit oldum. Yani sürecin içinde kalmak ve uzun süre devam etmek saygınlığı getiriyor. Bu, sadece meslekle ilgili bir şey değil, genel olarak hayatın bir gerçeği. Bir oyuncunun kariyerinin başlangıcını ve bitişini görmek nasıl bir duygu? Çok garip! Bazen derslerde anlatırken, bazen eski fotoğraflarıma bakarken düşünüyorum: “Bunu gerçekten ben mi yaşadım?” Üzerinden yıllar geçtikçe insan kendisine bile yabancılaşabiliyor. Ben ekstra olarak her güne sıfır noktasında başlamayı seven biriyim. Hiçbir şey bilmiyormuşum gibi başlarım güne. O yüzden bildiklerimi bile sorgularım. Futbolcu olarak çok başarılı olan biri, sonraki hayatında da başarılı olacak diye bir şey yok. Ya da tam tersi. Sürekli değişim var ve ben gözlem yapmayı sevdiğim için bu süreçleri ilginç buluyorum. Eskiden medyada her hikâyenin bir başlangıcı ve sonu vardı. Şimdi sadece başlangıçları biliyoruz, ama “Sonrasında ne oldu?” sorusunun cevabı pek yok. Ben ilgimi çeken insanların kariyerlerini takip etmeyi seviyorum. Geçmişte medya sektöründeki kadınların yeri ile şu anki durum arasında ne gibi farklar var ya da var mı? Bir yandan çok fark var, bir yandan hiç fark yok. Ben başladığımda kadın yorumcu sayısı iki elin parmaklarını geçmiyordu. Şimdi de öyle. Kadınlar genelde spiker olarak kabul ediliyor ama yorum yapan tarafta olmaları hâlâ zor. Ancak futbol dışındaki branşlarda, özellikle muhabirlikte fark yaratan kadın meslektaşlarım var. Moderatör olarak bilgilerini öne çıkaran kadınlar da çoğaldı. Sektör açısından çok değişen bir şey yok ama ben değiştim. Eskiden kadın ve erkek fark etmeksizin aynı işi yaptığımızı düşünüyordum. Ancak çocuk sahibi olduktan sonra fark ettim ki erkek meslektaşlarımla aynı işi yapmıyormuşuz. Spor medyası hep daha genç ve güzel kadınlara yer açıyor ama bu gençlik ve güzellik ön şartı hep korunuyor. Erkeklerde böyle bir durum yok. Sektörde çalışmak isteyen ve sizi idol olarak gören kadınlara ne tavsiye edersiniz? İlk tavsiyem beni idol almamaları olur. Hedeflerini daha yüksek koyabilirler. Ama en önemlisi tutku, merak ve çok çalışmak. Bu sektöre giren bir kadın, kendini kanıtlamak için daha çok çalışmak zorunda kalıyor. Erkekler kadar hızlı kabul görmüyorlar. O süreçte fark yaratan şey ise kadınların çok yönlülüğü ve organizasyon becerisi. Ayrıca kadın bakış açısı dediğimiz şey sadece cinsiyetle alakalı değil. Aynı şeye bakıp farklı bir şey görebilmek gerekiyor. O yüzden kendi bakış açılarını korumaları önemli. Çalışkanlıklarını ve tutkularını korusunlar. Yoksa biz de sadece “Ofsayt mı değil mi?” ya da “Hakem kararı doğru mu?” gibi konulara takılmaya başlarsak, fiziken kadın olmuş oluruz ama bakış açımız fark yaratmaz. “Yeter, ben ne yapıyorum burada” dediğiniz oldu mu? Tabii ki, çok oldu! Zaten sadece bu işten geçinmek zor. Yanında mutlaka başka bir iş daha yapmak gerekiyor. Çok uzun yıllar farklı işlerle uğraştım. Bazen “Bunlarla uğraşmaya değer mi?” diye düşündüğüm oldu. Ama tartışmaların içinde fazla aktif olmadığım için büyük linçler de yaşamadım. Türkiye’de organik bir cehalet var. İnsanlar bu hallerinden çok memnun. Eskiden öğrenmeye bir merak vardı, şimdi herkes kendinden çok emin. Böyle bir ortamda neyi değiştirebilirsiniz ki?

Spor sektörüne girme sürecinizi anlatabilir misiniz?
Ben direkt spor sektörüne girmedim. Önce basın sektörüne girdim. Çünkü daha üniversitede okuyordum ve bir yandan da çalışmak istiyordum. Milliyet Gazetesi’nde bir iş buldum, çevirmen olarak. Milliyet Gazetesi’ne çeviriler yapmaya başladım. Üniversitem de oraya yakındı. İstanbul Üniversitesi’nde okuyordum, Uluslararası İlişkiler bölümü. Okuldan çıkıp Kapalıçarşı’nın içinden trenle Florya’ya gidiyordum. O dönem Florya’da oturuyorduk. Milliyet Bab-ı Ali Caddesi’nin üzerindeydi ve benim için çok pratik oldu. Haftanın bazı günleri gazeteye gidiyordum, çeviriler yapıyordum. Sonrasında işi sevdim. Çevirmenlik, muhabirlik derken içeride daha çok vakit geçirmeye başladım.

O sırada Sabah Gazetesi’nden bir pozisyon teklifi geldi. Arkadaşlarım ve kardeşim orada çalışıyordu. Ben de Sabah Gazetesi’ne geçtim ve dergi gruplarında çalışmaya başladım. Spor yazmaya başlamadan önce sanıyorum en az 10 sene boyunca basının mutfağında, arka planında birçok iş yaptım. Ama bu süreçte de spora her zaman hobi olarak meraklıydım. Hobi olarak spor çevirileri yapıyordum, hobi olarak maçlara gidiyordum. Sonrasında gazeteciliği bırakmaya karar verdim. O dönemde Radikal Gazetesi’ne geçen arkadaşlarım bana spor yazarlığı teklifi sundu. Böylece spor yazarlığına geçmiş oldum.

Hangi noktada tanındığınızı ve saygı duyulan bir konumda olduğunuzu fark ettiniz?
İnanır mısın, ben tanındığımı hâlâ fark etmiş değilim! Arkadaşlarımın çoğu kadın ve ben hep Dr. Jekyll ve Mr. Hyde gibi iki farklı hayat yaşadım. Gündüz arkadaşlarımla vakit geçirirken onlar beni tanımaz, ne iş yaptığımı bilmezdi. Erkekler ise beni tanıyordu ama onlarla da mesai dışında pek görüşmüyordum. Bu yüzden bir kopukluk oldu diyebilirim. Ama bazen şaşırıyorum. Son zamanlarda özellikle dikkatimi çekiyor. Eskiden bizim programlarımızı izleyen çocuklar büyümüş, şimdi kafelerde çalışıyorlar. Bir kafeye gittiğimde “Biz sizin programlarınızla büyüdük” diyorlar. Bana göre koca adam olmuşlar! Spor medyasında doksanların başından beri varım. Bence saygınlık, süreklilikle birlikte geliyor. Futbolcu olarak yeni tanınan insanların futbolu bırakmasına da şahit oldum. Yani sürecin içinde kalmak ve uzun süre devam etmek saygınlığı getiriyor. Bu, sadece meslekle ilgili bir şey değil, genel olarak hayatın bir gerçeği.

Bir oyuncunun kariyerinin başlangıcını ve bitişini görmek nasıl bir duygu?
Çok garip! Bazen derslerde anlatırken, bazen eski fotoğraflarıma bakarken düşünüyorum: “Bunu gerçekten ben mi yaşadım?” Üzerinden yıllar geçtikçe insan kendisine bile yabancılaşabiliyor. Ben ekstra olarak her güne sıfır noktasında başlamayı seven biriyim. Hiçbir şey bilmiyormuşum gibi başlarım güne. O yüzden bildiklerimi bile sorgularım. Futbolcu olarak çok başarılı olan biri, sonraki hayatında da başarılı olacak diye bir şey yok. Ya da tam tersi. Sürekli değişim var ve ben gözlem yapmayı sevdiğim için bu süreçleri ilginç buluyorum. Eskiden medyada her hikâyenin bir başlangıcı ve sonu vardı. Şimdi sadece başlangıçları biliyoruz ama “Sonrasında ne oldu?” sorusunun cevabı pek yok. Ben ilgimi çeken insanların kariyerlerini takip etmeyi seviyorum.

Geçmişte medya sektöründeki kadınların yeri ile şu anki durum arasında ne gibi farklar var ya da var mı?
Bir yandan çok fark var, bir yandan hiç fark yok. Ben başladığımda kadın yorumcu sayısı iki elin parmaklarını geçmiyordu. Şimdi de öyle. Kadınlar genelde spiker olarak kabul ediliyor ama yorum yapan tarafta olmaları hâlâ zor. Ancak futbol dışındaki branşlarda, özellikle muhabirlikte fark yaratan kadın meslektaşlarım var. Moderatör olarak bilgilerini öne çıkaran kadınlar da çoğaldı. Sektör açısından çok değişen bir şey yok ama ben değiştim. Eskiden kadın ve erkek fark etmeksizin aynı işi yaptığımızı düşünüyordum. Ancak çocuk sahibi olduktan sonra fark ettim ki erkek meslektaşlarımla aynı işi yapmıyormuşuz. Spor medyası hep daha genç ve güzel kadınlara yer açıyor ama bu gençlik ve güzellik ön şartı hep korunuyor. Erkeklerde böyle bir durum yok.

Sektörde çalışmak isteyen ve sizi idol olarak gören kadınlara ne tavsiye edersiniz?
İlk tavsiyem beni idol almamaları olur. Hedeflerini daha yüksek koyabilirler. Ama en önemlisi tutku, merak ve çok çalışmak. Bu sektöre giren bir kadın, kendini kanıtlamak için daha çok çalışmak zorunda kalıyor. Erkekler kadar hızlı kabul görmüyorlar. O süreçte fark yaratan şey ise kadınların çok yönlülüğü ve organizasyon becerisi. Ayrıca kadın bakış açısı dediğimiz şey sadece cinsiyetle alakalı değil. Aynı şeye bakıp farklı bir şey görebilmek gerekiyor. O yüzden kendi bakış açılarını korumaları önemli. Çalışkanlıklarını ve tutkularını korusunlar. Yoksa biz de sadece “Ofsayt mı değil mi?” ya da “Hakem kararı doğru mu?” gibi konulara takılmaya başlarsak, fiziken kadın olmuş oluruz ama bakış açımız fark yaratmaz.

“Yeter, ben ne yapıyorum burada” dediğiniz oldu mu?
Tabii ki, çok oldu! Zaten sadece bu işten geçinmek zor. Yanında mutlaka başka bir iş daha yapmak gerekiyor. Çok uzun yıllar farklı işlerle uğraştım. Bazen “Bunlarla uğraşmaya değer mi?” diye düşündüğüm oldu. Ama tartışmaların içinde fazla aktif olmadığım için büyük linçler de yaşamadım. Türkiye’de organik bir cehalet var. İnsanlar bu hallerinden çok memnun. Eskiden öğrenmeye bir merak vardı, şimdi herkes kendinden çok emin. Böyle bir ortamda neyi değiştirebilirsiniz ki?

Geçmişte medya sektöründeki kadınların yeri ile şu anki durum arasında ne gibi
farklar var ya da var mı?

Bir yandan çok fark var, bir yandan hiç fark yok. Ben başladığımda kadın yorumcu sayısı iki elin parmaklarını geçmiyordu. Şimdi de öyle. Kadınlar genelde spiker olarak kabul ediliyor ama yorum yapan tarafta olmaları hâlâ zor. Ancak futbol dışındaki branşlarda, özellikle muhabirlikte fark yaratan kadın meslektaşlarım var. Moderatör olarak bilgilerini öne çıkaran kadınlar da çoğaldı. Sektör açısından çok değişen bir şey yok ama ben değiştim. Eskiden kadın ve erkek fark etmeksizin aynı işi yaptığımızı düşünüyordum. Ancak çocuk sahibi olduktan sonra fark ettim ki erkek meslektaşlarımla aynı işi yapmıyormuşuz. Spor medyası hep daha genç ve güzel kadınlara yer açıyor ama bu gençlik ve güzellik ön şartı hep korunuyor. Erkeklerde böyle bir durum yok.

Sektörde çalışmak isteyen ve sizi idol olarak gören kadınlara ne tavsiye edersiniz?
İlk tavsiyem beni idol almamaları olur. Hedeflerini daha yüksek koyabilirler. Ama en önemlisi tutku, merak ve çok çalışmak. Bu sektöre giren bir kadın, kendini kanıtlamak için daha çok çalışmak zorunda kalıyor. Erkekler kadar hızlı kabul görmüyorlar. O süreçte fark yaratan şey ise kadınların çok yönlülüğü ve organizasyon becerisi. Ayrıca kadın bakış açısı dediğimiz şey sadece cinsiyetle alakalı değil. Aynı şeye bakıp farklı bir şey görebilmek gerekiyor. O yüzden kendi bakış açılarını korumaları önemli. Çalışkanlıklarını ve tutkularını korusunlar Yoksa biz de sadece “Ofsayt mı değil mi?” ya da “Hakem kararı doğru mu?” gibi konulara takılmaya başlarsak, fiziken kadın olmuş oluruz ama bakış açımız fark yaratmaz.

“Yeter, ben ne yapıyorum burada” dediğiniz oldu mu?
Tabii ki, çok oldu! Zaten sadece bu işten geçinmek zor. Yanında mutlaka başka bir iş daha yapmak gerekiyor. Çok uzun yıllar farklı işlerle uğraştım. Bazen “Bunlarla uğraşmaya değer mi?” diye düşündüğüm oldu. Ama tartışmaların içinde fazla aktif olmadığım için büyük linçler de yaşamadım. Türkiye’de organik bir cehalet var. İnsanlar bu hallerinden çok memnun. Eskiden öğrenmeye bir merak vardı, şimdi herkes kendinden çok emin. Böyle bir ortamda neyi değiştirebilirsiniz ki?


Spor Sarmal sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.


Yorum bırakın